Yazı Detayı
13 Aralık 2016 - Salı 21:43 Bu yazı 1191 kez okundu
 
Vatandaş Sorusu; Bugünlere Nasıl Geldik?
Tülay Hergünlü
hergunlu@ttmail.com
 
 

Vatandaş Sorusu; Bugünlere Nasıl Geldik?

Yıl 1998; PKK’ nın elebaşısı Abdullah Öcalan’ın Suriye’de barınıyor olması ve Suriye hükümetinin de her defasında bunu reddetmesi Türkiye’ nin canını fazlasıyla sıkmaktadır.

Eylül ayında dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Atilla Ateş, Hatay’da yaptığı bir konuşmada, Öcalan’ın Suriye’ de barındırılmasının kabul edilemez bir durum olduğunu belirtir. Ateş Paşa “Sabrımızı taşırmasılar” diye adeta kesin bir uyarı taşıyan bu konuşmasıyla hem Suriye’nin Öcalan konusundaki tutumunun düşmanca olduğunu açık açık ifade eder, hem de Türkiye’nin askeri bir yaptırıma başvurabileceğini ima eder. Ardından da Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel; “Suriye’ye karşı mukabelede bulunma hakkımızı saklı tuttuğumuzu, sabrımızın taşmak üzere olduğunu bir kere daha tüm dünyaya ilan ediyorum” der. Başbakan Mesut Yılmaz’da Suriye’den PKK’ ya verdiği desteği kesmesi çağrısı yapar. Ateş Paşa ve siyasilerin bu açıklamalarıyla birlikte bölgeye kuvvet kaydırmaları başlar.

Sonuç olarak Suriye tüm iddiaları reddeder ve Öcalan’ın Suriye’de olmadığını açıklar. Ekim ayında Öcalan’ın Suriye’den sınır dışı edildiği haberleri basında yer alır. Anlaşılan Suriye, Türkiye’nin ciddiyetini anlamış ve korkudan Öcalan’ı sınır dışına çıkarmıştır.

20 Ekim’ de Suriye ile Türkiye arasında Adana’da bir anlaşma imzalanır. Buna göre Suriye, PKK terörüne verdiği desteği 20 yıl boyunca çekeceği taahhüdün de bulunur. Bu arada Türkiye Öcalan’ın yakalanması konusunda Interpol’ü devreye sokar. Türkiye’ nin bastırması sonucunda başta Almanya, Rusya, İtalya ve Yunanistan olmak üzere olmak üzere hiç bir ülke Öcalan’ı barındırmaya cesaret edememiştir.

Yıl 1999; Bir dizi kaçış serüveninin ardından Şubat ayında Abdullah Öcalan yakalanır. Nihayet, bordo bereli komutanın” Memlekete hoş geldin Öcalan! “ sözleri ile bir dönem kapanmıştır. Nisan ayında da PKK’ nın ikinci ismi Şemdin Sakık’ da yakalanmış ve Türkiye’ye getirilmiştir. Örgüt’ün birinci ve ikinci adamları artık hapistedir.

Öcalan, “Annem Türk’tür. Yukarıdakilere söyleyin göreve hazırım” demekte, Türkiye’nin yıllardır başını ağrıtan, on binlerce vatan evladının toprağa düşmesine sebep olan PKK terörü bitme noktasına getirilmektedir…1999 yılında 236 şehit verilmişken 2000 yılında şehit sayısı birdenbire 29’a düşer. 2001 yılında 20 şehit, 2002 yılında ise 7-10 şehit verilmiştir.

Ne yazık ki ülkede esen bahar havası kısa sürer ve 2003 yılında 31 kişi ile birdenbire yükselmeye başlayan şehit sayısı, ilerleyen yıllarda ivme kazanır. 2015 ve 2016 yıllarındaki büyük çaptaki bombalı saldırılarla tahammül edilemez boyutlara ulaşır. Öte yandan Güneydoğu’da “açılım” sonucunda oluşturulan hendeklere verdiğimiz şehitler ve Suriye’ deki Fırat Operasyonu’nda kurban giden askerlerimizin tabutları ise her gün yürekler de büyük yaralar açmaya devam etmektedir. Ve nihayet 10 Aralık’ ta İstanbul, Beşiktaş’ ta 44 canımız ki bu sayı her an artabilir, terör saldırısı sonucunda yiter, gider…

Peki, bu tahammül edilemez boyutlara ulaşan terör saldırılarının nedenlerini vatandaş olarak hiç kendimize sorduk mu?

* Ne oldu da terör bu kadar azgınlaştı?

* Ne oldu da PKK Terör Örgütü daha düne kadar Kuzey Irak’ta ancak Kandil ve çevresini mesken tutabilmişken, bugün Suriye’ de büyük kantonları kapsayan topraklara sahip oldu?

* Ne oldu da Suriye ile bu derece ağır sonuçlara sebebiyet verecek derecede anlaşmazlıklara düşüldü?

Bu sorulara paralel giden bir başka soru daha;

* Bu Fetö örgütü nasıl oldu da ülke de darbe yapmaya teşebbüs edecek güce ulaştı?

Cevapları bulduğumuz anda da zaten küresel büyük oyunu fark edeceğiz… Belki de bu sayede tek çıkar yolun Mustafa Kemal Atatürk’ün devrimlerine ve Laik Türkiye Cumhuriyet’ine sarılmak olduğunu, başka gidecek yolumuzun kalmadığını anlayabileceğiz.

Ve böylece, “Yurtta sulh, cihanda sulh” sözünün, öyle rastgele söylenmiş bir söz olmadığını daha iyi kavrayabileceğiz.

***

Allah bir daha böyle acılar göstermesin diyeceğim ama Allah, “Aklınızı kullanın, Başınıza gelenler kendi ellerinizin ürettiğidir” diyor. Olan ise masum insanlarımıza oluyor…

Tüm şehit evlatlarımıza Allah’tan rahmet, yaralılarımıza acil şifalar dilmekten başka elimizden bir şey gelmiyor. Ailelerin ve Türkiye’mizin başı sağ olsun!

Tülay Hergünlü

İstanbul, 12 Aralık 2016

 

 
Etiketler: Vatandaş, Sorusu;, Bugünlere, Nasıl, Geldik?,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
18 Haziran 2018
Bu Vebalin Hesabı Nasıl Verilecek?
3129 Okunma.
08 Haziran 2018
“Hem Tanrı’ya hem de paraya (Mamon) kulluk edemezsiniz”
531 Okunma.
19 Mayıs 2018
Osmanlı’dan günümüze ekonomik iflaslar -2-
722 Okunma.
14 Mayıs 2018
Osmanlı’dan Günümüze Ekonomik İflaslar -1-
413 Okunma.
25 Nisan 2018
23 Nisan’da çocuklarınıza NUTUK armağan edin
668 Okunma.
25 Mart 2018
Cuma’nın Hayrı
901 Okunma.
16 Şubat 2018
Enes
1041 Okunma.
10 Şubat 2018
Ne çektin be Türkiyem! -2-
446 Okunma.
07 Şubat 2018
Ne çektin be Türkiyem! -1-
394 Okunma.
07 Ocak 2018
Münir Özkul
715 Okunma.
10 Aralık 2017
Meslekî bıkkınlık
708 Okunma.
29 Ekim 2017
Yaşasın Cumhuriyet
678 Okunma.
27 Haziran 2017
Bu Ramazan’da da Kur’ân, göklere çekildi…
886 Okunma.
12 Haziran 2017
Deniz Seki Olayının Topluma Yansıması
725 Okunma.
02 Haziran 2017
Çocuklar İçin Fotoğraflarla Nutuk
982 Okunma.
19 Mayıs 2017
19 Mayıs 1919, Kimleri Rahatsız Ediyor
760 Okunma.
11 Nisan 2017
Bu kadar zulme bu toprağın halkı izin vermez
793 Okunma.
21 Şubat 2017
Adalet taraf tutmaz!
1163 Okunma.
30 Ocak 2017
Amerika, Rusya ve İran kıskacında Türkiye
1039 Okunma.
22 Ocak 2017
Nedir bu “Turkuaz” merakı…
1314 Okunma.
19 Aralık 2016
İslam ülkelerinde kan ve gözyaşı neden bitmiyor?
1167 Okunma.
04 Aralık 2016
Yorulduk artık…
1442 Okunma.
01 Aralık 2016
Fidel Castro
924 Okunma.
13 Temmuz 2016
Bir GAP gezisi
1763 Okunma.
30 Haziran 2016
Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk’ ü halk uğurladı…
1419 Okunma.
29 Mayıs 2016
Mütevazı Atatürk
1381 Okunma.
25 Mayıs 2016
Atatürk İsmi Statlarda Da Tarih Oluyor
1675 Okunma.
23 Mayıs 2016
Ve… Beklenen işaret geldi!
1677 Okunma.
Haber Yazılımı