Yazı Detayı
07 Şubat 2015 - Cumartesi 12:22 Bu yazı 1796 kez okundu
 
Kurtuluş Savaşı'nda Avanos'un Katkıları
İlhan Güneren
ilhan@hotmail.com
 
 

Savaştan önceki son yüzyılda Osmanlı toprakları üzerinde her yer toz duman yokluk, fakirlik diz boyu... Üstad Kemal Tahir'in Yorgun Savaşçı romanında dediği gibi "Anadolu, bataklığa saplanmış mandalar gibi yorgun" bitkin, çaresiz... Son yüzyılda devlet politikası diye bir şey kalmamış denizin ortasında dümeni kırılmış, yelkenleri devrilmiş bir gemi gibi, oradan oraya savruluyor... Sarayda entrikalar, taht kavgaları bitmek bilmiyor... Şehzadeleri hapsediyor, öldürüyorlar... İstanbul'un her yeri şehzade mezarlarıyla doluyor. Her gün denizden insan cesetleri sahillere vuruyor. Anadolu'da dağlar, mağaralar ve kuytu ormanlar asker kaçakları, eşkiyalarla dolu. Bir keskiç ekmek, bir dilim peynir için insanlara kıyılıyor.

Osmanlı yönetimi politikada sıfır noktasında, itibar diye bir şey kalmamış "burun" diyen, "kırmızı, kızıl" diyen ve iki kişiden fazla bir araya gelen vatandaşlar hapse atılıyor, sürgün ediliyor. Saray, Fransa'dan alınan borçla, sükseli saray kapısı yaptırıyor. Toplu iğne, dikiş iğnesi, kaput bezi bile dışarıdan ithal ediliyor. Arap'ı, Acem'i, Yunan'ı, Rus'u, Sırp'ı, Bulgar'ı, İngiliz'i, İtalyan'ı ve bütün dünya Osmanlı'nın düşmanı. Hepsinin ağzından salyalar akarak, diz çökmüş bir milletin yere düşmesini bekliyorlar. Namık Kemal'i, Mehmet Akif'i, Şinasi'yi okuyan, yurtdışında eğitim gören, parmakla sayılacak kadar az sayıda gençlerimizde, genç subaylarımızda kıpırtılar başlıyor. Hayatta her şey zevk, eğlence ve laf ebeliği değil diyebilen az sayıdaki bu gençler
-Genç Türkler- adı altında yurtdışında ve yurtiçinde örgütleniyorlar. Bütün dünyada yaygınlaşan demokrasiyi istiyorlar. Çanakkale'de yedi düvel üstümüze geliyor. Gazi Mustafa Kemal önderliğinde Çanakkale Savaşı kazanılıyor. Yıllardır kazanılan ilk savaş bu. Ama şaşkına dönen Osmanlı Devleti, 1. Dünya Savaşı'na meşhur iki Alman gemisi oyunuyla sokuluyor. Savaşta Almanlar yenilince, Osmanlı da yenilmiş oluyor. Yapılan Sevr Antlaşması'yla yedi düvel üstümüze çullanıyor. Yunan'ı silahlandırıyorlar, İzmir'e çıkıyor. İtalyan, Antalya ve Akdeniz sahillerine çıkıyor. Fransızlar ve İngilizler Suriye ve Güney Doğu'yu, Trakya ve İstanbul'u işgal ediyor. Osmanlı ordusu silah bırakıp, askerler terhis ediliyor. Silahlar Osmanlı silah depolarına, yabancı askerlerin nezaretine ve korumasına terk ediliyor. Atatürk, İstanbul Boğaziçi'nde düşman savaş gemilerini görünce "Geldikleri gibi giderler" meşhur sözünü hem söylüyor, hem de meşalesini yakıyor. Ertesi gün de, İzmir'de Hasan Tahsin Yunan'a ilk kurşunu sıkarak şehit oluyor. Antep boş yere Gaziantep, Maraş boş yere Kahramanmaraş olmadı.
Biliyorsunuz Atatürk 19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıktı. Osmanlı asker üniformasının apoletlerini çıkardı attı. Sivas ve Erzurum Kongrelerini topladı. Ankara'ya geçti, meclisi topladı. Mecliste Kurtuluş Savaşı kararı alındı. Savaş hazırlığı uzun sürdü. Silah, asker, cephane ve irade temin etmek gerekiyordu. Çok dikkatli, gizli bir şekilde sabırla çalışıldı. Düşman Haymana'ya dayanmıştı. İki yıl düşmanın oyalanması, sonunda öldürücü darbenin vurulması gerekiyordu. Bu arada İstanbul'da isyanlar ve çatlak seslerle mücadele hiç bitmedi. Halkımız fakr-ı zaruret içinde harap ve bitap düştü. İşte bu şartlarda, Atatürk verdiği güven ve moralle kutsal savaşı, "Kurtuluş Savaşı "nı başlattı. 1. İnönü ve 2. İnönü Savaşları, Sakarya Meydan Savaşı ve Büyük Taarruz... Geldikleri gibi ama dayak yemiş itler gibi utanç verici bir şekilde irtica eden son Osmanlı padişahı Vahdettin'i de alıp kayboldular. Atatürk'ümüzün silah ve politika arkadaşı İsmet İnönü yönetimindeki Türk Heyeti, Lozan Antlaşması ile kutsal savaşımıza ve sonraki laik, demokratik Türkiye Cumhuriyet'ine altın madalyasını taktı. İnanıyorum sonsuza kadar yaşayacaktır.
İnönü Savaşları zaferle bitmiş, düşmanın ilerlemesi bütün hatlarda durdurulmuştu. Nevşehir kazası Askerlik Şubesine bir telgraf geldi. Mülazım Ömer Ağa dikkatlice telgrafı okudu. Heyecanlandı, bir defa daha okudu. Çalışanları çağırdı. Onlara da okudu. Zaten ömrü savaşlarla geçmiş, Kırım'dan itibaren cepheden cepheye koşmuştu. Oğlu Ali Rıza da Çanakkale'de şehit düşmüştü. Eşini de birkaç yıl önce kaybetmişti. Muharip göreve vermiyordu yukarısı. Tek kızı Şefika'yı, Hacı Ali Ağaların Hacı Mehmet Efendiye eş olarak vermişti. Hacı Mehmet Efendi, altı kardeşten birisi, okumuş, yazmış, güngörmüş, saygıdeğer bir insandı. Mülazım Ömer Ağa da, damadı da Alaattin çeşmesinin de bulunduğu Güven sokakta oturuyorlardı. Rasim Çavuş'un babası Mustafa Çavuş'un evinde kiracı olarak kalıyordu. Telgrafta halkın yiyecek, giyecek ve savaş mühimmatı temininde yardım etmesi için örgütlenmesi isteniyordu. Damadı Hacı Mehmet Efendi bu iş için biçilmiş kaftandı. Kardeşleri Ethem ve Abdullah Efendi ile otuza yakın develeriyle iç ve dış ticaret yapıyorlardı. Mülazım Ömer Ağa, önce Hacı Mehmet Efendi ile sonra da altı kardeşin hepsiyle görüştü. Her kardeş, ayrı ayrı köylere at sürdüler. Hepsi de askerlik çağlarını geçirmiş olmalarına rağmen, yorulmadan, bıkmadan çalıştılar. Bu çabalara Dedeler, Köseler, Hoca Abdullahlar, Demircioğlular, Baltalar ve bütün saygın aileler canı gönülden katıldılar.
Her şey çok hızlı ve organize yürütülüyordu. Hacı Mehmet Efendi'nin büyük erkek odasına adı geçen geçmeyen ailelerden altı adet kol çevirerek çalışan dikiş makinesi yerleştirildi.
Her birinin başına işten anlayan, eli yatkın üç kadın oturtuldu. Bunlar gece gündüz demeden vardiyalı çalışarak kaput bezinden (Kaput bezleri Hacela kardeşlerin dükkanından verildi.) İçleri yünle doldurulmuş don, gömlek dikildi. Öyle ki Avanos'ta kefenlik bez kalmayana kadar. Avanos'un içinden çekiç, çeşitli keserler, çeşitli balta ve kazmalar, balyozlar, demirler, köylerden benzeri demirler, demirler... Alaattin çeşmesinin önüne dağ gibi demir yığıldı. Bunlar kağnılarla, develerle Özkonak'a mermi yapımına gönderildi. Avanos'tan ve köylerden inekler, danalar, tosunlar, koyunlar, keçiler gelmeye başladı. Sayısız kazanlar kuruldu, doğranmış etler ve kuyruk yağlarından kazanlarda kavurma yapılmaya başlandı. İnsanlar ve özellikle çocuklar kavurma kokusunu alınca bu bayrama coşkuyla katıldılar. Kavurmadan isteyen çocuklara iyice cimrileşen, aşçılık yapan yaşlı kadınlar ve gelin, kız yamakları bir kaşık bile koklatmadılar. Bunlar Mustafa Kemal'in askerlerine, vatanımızı kurtaracak evlatlarımıza diye elde kössa ter akıttılar. Peynir küpleri, katı yoğurt kapları, torbalarla bulgur çavdar, buğday karışımı un yığıldı. Elde avuçta ne varsa halkımız severek verdi. Sıra bunun Ankara'ya nakline gelmişti. Hacela Kardeşler yirmi beş develerini tahsis ettiler. Beş devecilerini verdiler. En genç kardeşleri Abdullah Efendi'yi kervanın başına koydular. O da güvendiği yedi kişiyi yanına aldı. Gerekli evraklar ve tutanaklar meşin çantalara yerleştirildi. Atlara atlayıp, mavzerlerini omuzlarına astılar. Kervan yürüdü. Bir kısım halk Ağbel'e kadar yolcu etti. Çocuklar, çeyilli bayıra kadar kervanın arkasından koşturdu. Saçları iyi yatsın diye, ara sıra saçlarını deve izine sürmeyi unutmadılar. Kervan, yükleriyle Ankara istasyonuna ulaştı. Evraklar ve tutanaklar verildi. Evrak ve tutanaklar alındı. Ankara istasyonu ve depoların önünde bekleyen onlarca kervan yüzlerce kağnıyı ve eşek yüklerini gözlerinin içi gülerek arkadaşlarına, ailelerine kıvanç, sevinç ve abartıyla anlattılar. Bu orta yaşlı ve yaşlı insanlar Avanos erkek odalarında yırtık, delik çoraplarını altlarına gizleyerek kutsal savaşın bitmesini beklerken zaferden emin, Atatürk ve silah arkadaşlarından emin konuştular, konuştular... Gururlandılar.

Evet, ya! Sizinkiler ve bizimkiler böyle yapmışlar. Ben, siz ve onlar ne yaptı? Ben utanıyorum. Ya siz? Onlar zaten utanmaz.

08.12.2004
YAZAN: İLHAN GÜNEREN
Yazıda adı geçenler kim? Kimin nesi?
Mülazım Ömer Ağa: Şefika Güven ve Ali Rıza'nın babası (Ali Rıza: Çanakkale şehidi), oğlu Hakkı Çöl(anacın hakkı lakaplı),
Şefika Güven: Mülazım Ömer Ağa'nın kızı, Hacelaların Hacı Mehmet Efendi'nin eşi.
Hacı Mehmet Efendi: Tüccar, bilge kişi, Hacelaların altı kardeşinden biri, Şefika'nın eşi. Yaşar Güven, Hacer Güneren ve Halide Uzer'in Babası.
Kaynaklar:
Annem Hacer Güneren (Vefat etti.)
Dr. M. Yaşar Güven (Vefat etti.)
Halide Uzel, yaşıyor 90 yaşında.

 
Etiketler: Kurtuluş, Savaşı'nda, Avanos'un, Katkıları,
Yorumlar
Yazarlar
Alıntı Yazarlar
Puan Durumu
Takımlar
P
Av
M
B
G
O
1
Galatasaray
19
0
2
1
6
9
2
Kasımpaşa
18
0
3
0
6
9
3
Başakşehir
18
0
1
3
5
9
4
Antalyaspor
16
0
3
1
5
9
5
Göztepe
15
0
4
0
5
9
6
Beşiktaş
15
0
2
3
4
9
7
Trabzonspor
14
0
3
2
4
9
8
Konyaspor
13
0
2
4
3
9
9
Ankaragücü
13
0
4
1
4
9
10
Alanyaspor
12
0
5
0
4
9
11
Yeni Malatyaspor
12
0
3
3
3
9
12
Sivasspor
10
0
3
4
2
9
13
Bursaspor
9
0
2
6
1
9
14
Kayserispor
9
0
4
3
2
9
15
Fenerbahçe
9
0
4
3
2
9
16
Çaykur Rizespor
8
0
3
5
1
9
17
Bb Erzurumspor
6
0
5
3
1
9
18
Akhisar Bld. Spor
5
0
6
2
1
9
Nöbetçi Eczane


Nöbetçi eczanlerle ilgili detaylı bilgi için lütfen tıklayın.

Arşiv
Haber Yazılımı

atasehir escort umraniye escort kadikoy escort kadikoy escort

bodrum escort bodrum escort bodrum escort