Haber Detayı
01 Şubat 2019 - Cuma 13:44 Bu haber 2732 kez okundu
 
Ölümünün 46. Senesinde Avanoslu Selahattin
Avanoslu Selahattin namıyla tanınan Selahattin Küçükdağ, Avanos’ta yetişmiş önemli saz ve söz sanatçılarımızdandır.
GÜNDEM Haberi
Ölümünün 46. Senesinde Avanoslu Selahattin

Mehmet Kılıç

Avanoslu Selahattin namıyla tanınan Selahattin Küçükdağ, Avanos’ta yetişmiş önemli saz ve söz sanatçılarımızdandır. Avanos’ta kendisine sülalesinden dolayı Bıttıcının Selahattin de denir. Dedeleri Erzurum’un Horasan köyünden Avanos’a gelerek yerleşmiş olan Selahattin, 1910 yılında Yukarı Mahalle’de doğdu. Babası Dağlıoğlu Mustafa Efendi, annesi Ürgüplü Zeliha Hanım’dır. Nüfus kayıtlarında adı Salahettin olarak geçmekte olup ilk hanımı Hidayet’ten Muharrem adında bir oğlu vardır. İkinci Hanımı Münevver hanımdan da Hidayet ve Zeliha adında iki kızı vardır. Bu kayıtlara göre iki çocuğu ölmüş, sadece en küçük kızı Zeliha sağdır. Bildiğimiz kadarıyla Selahattin’in resmi evlilikleri dışında imam nikahıyla birlikte olduğu başka kadınlar da vardır.

Kendisi doldurduğu taş plaklarla sevilen ve dinlenen bir sanatçı olmuştur. Başta Avanos türküleri olmak üzere Nevşehir ve civarından derlediği türküleri taş plaklara okuyarak bu türkülerin günümüze kadar ulaşmasını sağlamıştır. Pek çok türküsü TRT repertuarına girmiştir.

Avanos’ta işret ve eğlenceye Avanos kefciliği (keyifciliği), bu tip eğlenceyi sevenlere de kefci (keyifci) denirdi. Kefcilik sadece Avanos’ta değil bölgede çok yaygındı. Avanoslu Selahattin, Cevat Bala, Derviş Emin Tümer, Ulunun Ömer Ağa, Celal Kasap da tanınmış kefcilerdendi.  Âlemlerde saz çalar, mağaralarda kadın oynatır, içki içerlerdi. Bu eğlenceler üç beş gün sürerdi. Alkol alarak sarhoş olanlar “ab, ab” diye nara atarlardı. Bu şahısların hepsinin asıl mesleği çanakçılıktı. Bu işten kazandıkları üç beş kuruşu da sefahatte yerlerdi. Kadınlar evde halı dokuyarak para kazandığı için kefçiler bu kadar rahat hareket edebiliyorlardı. Saz çalan ve türkü söyleyen, âlemlere katılan kefçi çanakçılardan birisi de Selahattin’di[1].

 Avanoslu Selahattin, sesi ve sesini kullanmaktaki ustalığı ile dikkatleri üzerine çekmiştir.   Yöreye özgü kırık hava ve uzun havalar ile uzun hava şeklinde başlayıp kırık hava formuna dönen türküleri söylemedeki ustalığı onun ünlenmesini sağlamıştır. Türkülerinde sergilediği gırtlak ve hançereler gerçekten etkileyicidir[2]

Türkülerindeki sözler genellikle anonim manilerin, adı belli şairlere ait dörtlüklerle birbirine bağlanmasından oluşur. “Cennet Gibi Köybağı” türküsünün bir bölümünde Seyrani’ye ait dörtlük varken geri kalanları anonim manilerden alınmadır. Selahattin, bu dörtlükler arasına sadece ” hey hey “ gibi birer bağlama nidası koymuştur.

Yine “Sarıdır’a Vardım” türküsünün sözlerinin bir kısmı meşhur kabadayı Sarı Mustafa’nın ağabeyi Topal İsmail’in öldürülmesi üzerine yazılan destanın sözleridir. Ancak bir başka destandan alınan sözlerle harmanlanan türkü bu şekliyle söylenmiştir.

Avanoslu Selahattin, ilkokul mezunudur. Avanos’ta ortaokul bulunmaması sebebiyle eğitimine devam edememiş, abisi Yusuf Küçükdağ’ın çalıştığı çömlek atölyesinde çırak olarak çalışmaya başlamıştır. Uzun yıllar çanak işi yapan Avanoslu Selahattin ilkokuldan itibaren ailesinin karşı çıkmasına rağmen kendi kendine saz çalmaya ve türkü söylemeye başlamıştır. Zaman içinde hem saz çalmada hem de türkü söylemede ustalaşır.

Dönemin meşhur âlemcileri Çinoğlu’yla, Hamlecilerden Naci Ercan Ürgüplü Refik Başaran ve Avanoslu Selahattin’le iyi arkadaştı. Hatta bir süre Ercan soyadını kullanan Selahattin bu adla plak bile çıkarmıştı. Plağın üzerinde Avanoslu Selahattin Ercan yazıyordu. “Bir yüzünde Sarı Hıdıra Vardım, diğer yüzünde Berber Usturanı da Getir plağı ve bir yüzünde Üzerinde Cennet Gibi Köy Bağı, diğer yüzünde İki Bülbül Hiçbir Dala Konar mı adlı türkülerinin bulunduğu plakları bu konuda bizim gördüğümüz iki örnektir[3].” Avanos’ta Katırcı Mustafa lakabıyla anılan bir kahveci vardır. Katırcı Mustafa’nın kahvesinde yer yer sazlı sözlü toplantılar yapılırdı. Avanoslu Selahattin, Ürgüplü Refik Başaran gibi yöre sanatçıları bu toplantılara sık sık katılırlardı. İşte yine böyle bir organizasyon düzenlendiği gün, Çinoğlu Mehmet Efendi yaylı arabasıyla kahvehaneye gelir. Avanoslu Selahattin “Karşı Bağda Sıra Sıra Bademler” türküsünü söylemeye başlar. Türkünün son nakaratında “Alıverin filintamı oymadan/Gidiyom Avanos’a doymadan” diyerek türküyü bitirir. Bunun üzerine Refik Başaran sazı eline alır ve aynı türküyü okur. Ancak son nakaratında “Alıverin filintamı oymadan/Gidiyom Çinoğlu’na ve Naci’ye doymadan” diyerek türküyü bitirir .” Bu herkesin hoşuna gider. Özellikle Naci ve Çinoğlu bu söyleyişten çok memnun olurlar.

Avanoslu Selahattin’in ilk plağında, Odeon Plak şirketinden yayınlanan, bir yüzünde “Ak Koyun Meler Gelir”, diğer yüzünde “Suya Gider Allı Gelin Has Gelin” türküleri yer alır.   Yine Odeon Plak’tan çıkan ve bir yüzünde “Üzerinde Cennet Gibi Köybağı”, diğer yüzünde “İki Bülbül Hiç Bir Dala Konar mı” adlı türkülerin bulunduğu plakları onu üne kavuşturur. Avanoslu Selahattin’in son plağı, Sahibinin Sesi Plak şirketince yayınlanan, bir yüzünde “Taşa Çaldım Ayvam ile Narımı”, diğer yüzünde “Ela Gözlerini Sevdiğim” türkülerinin yer aldığı plaktır. Bu plaklar bugün taş plak ya da zift plak dediğimiz, gramofonlarda çalınmak üzere üretilmiş 78 devirli plaklardır[4]

Saz çalmada ve söylemede geliştirdiği özel tavır sebebiyle kendisine  “Anadolu Bülbülü” de denilmiştir. O zamanlar yerel sanatçılar genellikle memleketlerinin adıyla anıldığı için Selahattin de memleketi Avanos’la birlikte anılmıştır. Avanoslu Selahattin hakkında ilk ciddi çalışma, Hacıbektaşlı Hasan Şahin tarafından yapılarak yayınlanmıştır. Daha sonra yapılan yayınlar bu makaledeki bilgilerin tekrarı niteliğindedir.

Rivayete göre sanatçı “Kahpe felek değirmenin döndü mü” adlı türküsünü Atatürk'ün huzurunda da okumuş ve Atatürk tarafından beğenilmiş, iltifatına mazhar olmuştur. Türkünün sözleri şöyle başlıyor:

Kahpe felek değirmenin döndü mü?

Bağın, bahçen sular gibi doldu mu?

Ben yaparım, sen yıkarsın bendimi.

Döne döne nöbet bize geldi mi, beyler geldi mi?

……

Çalkantılı bir yaşam süren Avanoslu Selahattin eşinin veremden ölmesinden sonra kısa aralıklarla üç evlilik yapar. Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi bunların bir kısmı imam nikahıyla yapılır. Bu onu hem madden hem de manen yıpratır. 1945 yılında Beyoğlu Kaymakamı Ali Rıza Ünal’ın Avanoslu olduğunu öğrenir ve kendisi ile tanışır. Ali Rıza Bey Selahattin’in durumuna acır. Onun yardım ve teşvikiyle memuriyete girer. 

1945 yılında Ankara, Beşevler’de bulunan Yapı Enstitüsü’nün seramik atölyesinde ustabaşı olarak çalışmaya başlar. Daha sonra Ankara Belediyesi’ne girerek arşiv memuru olarak görev yapar. Avanoslu Selahattin Ankara’ya gidince geçim sıkıntısı çekmeye devam eder. İyi bir çanak ustası olduğu için Dışkapı’da saksı yapıp satar, Cebeci’de Melek Sineması’nda biletçilik yapar.

Avanoslu Selahattin 1972 yılında bu görevindeyken emekli olur. Emekli olduktan kısa bir süre sonra 05.02.1973’te Ankara’daki evinde rahatsızlanarak 63 yaşında hayatını kaybeder. Cenazesi Avanos mezarlığına defnedilmiştir. Mezarı bakımsızlık sebebiyle kötü durumdadır. Avanoslulardan ilgi beklemektedir.

Avanos için hizmet veren pek çok kişi gibi Selahattin’e de layık olduğu değeri verdiğimiz söylenemez. Onun adına yapılmış şu anda Avanos’ta hiç bir şey yoktur. Ne doğup büyüdüğü ev korunmuş müze yapılmış ne de plakları ses kayıtları muhafaza edilmiştir. Dönemin belediye başkanlarından Seyhan Duru’nun yapılmasına vesile olduğu heykelinin başına gelmeyen kalmamış ve şu anda kayıptır. Duru bu konuda şunları söylemektedir:

“ 1991 de Refik Başaran’ın heykeli Ürgüp’e dikilince dönemin Kültür Bakanı Fikri Sağlar’dan Avanos’a da Selahattin’in heykelinin dikilmesi hususunda yardım talep ettim. Talebime olumlu yaklaştı, sanatçının oğlunun verdiği fotoğrafa göre bir heykel yaptırıldıktan sonra Cumhuriyet Meydanına koyduk. Ben başkanlıktan ayrılınca 1996 da bu heykel Cumhuriyet Meydanından kaldırıldı. Belediye Deposuna konan bu heykeli 1999 da ikinci defa başkan olunca yerine koydum.2005 de Cumhuriyet Meydanından alınan heykel Dere Sokaktaki meydana kondu. Daha sonra aniden ortadan kayboldu.[5]

Yine anlatılanlara göre Avanoslu Selahattin’in, oğlu Muharrem’le aralarında büyük mizaç farkı vardı. Oğlu, babasının sanatını ve yaşam tarzını benimsemediği için eserlerine ve plaklarına da sahip çıkmamıştı. Muharrem’in maddi durumu da iyi olmadığı için babasından kalan eşyaları ve plakları eskiciye sattığı söyleniyor. Muharrem, babası için yaptırılan heykelin kaldırılmasına tepki göstermemiş, Seyhan Duru’nun beyanına göre onaylar bir ifade kullanmıştı.

Avanos’ta kurulmaya çalışılan Halk Kültürü Müzesi’nde sanatçıya bir yer ayrılması ve toplanabilecek plak ve diğer eşyalarının burada sergilenmesi güzel olacaktır. 5 Şubat 1973 de vefat eden sanatçıyı 46. ölüm yıldönümünde saygı ve rahmetle anıyoruz. Temennimiz Avanoslu Selahattin başta olmak üzere bu topraklara ve insanlara hizmet eden herkese layık olduğu değerin verilmesidir.

Ümit ediyorum ki Belediye ve Kaymakamlık mezarını kaybolmaktan ve yok olmaktan kurtaracak adımları atacaktır.

 

 

[1] Filiz Kılıç, Mehmet Kılıç, Avanos’ta Çanak Çömlek Sanatı, Ankara 2018.

[2] Yavuz İşcan, Avanos Halkbilim Araştırmaları ve Avanoslu Selahattin, Ankara, 2011, s. 107.

[3] Yavuz İşcan, Avanos Halkbilim Araştırmaları ve Avanoslu Selahattin, Ankara, 2011, s. 119.

[4] Yavuz İşcan, Avanos Halkbilim Araştırmaları ve Avanoslu Selahattin, Ankara, 2011, s. 112.

[5] Seyhan Duru (Avanos eski belediye başkanı)

Kaynak: (A.G.) - www.avanosgazetesi.com Editör: Avanos Gazetesi
Etiketler: Ölümünün, 46., Senesinde, Avanoslu, Selahattin,
Yorumlar
Haber Yazılımı