Haber Detayı
30 Mart 2015 - Pazartesi 18:09 Bu haber 2234 kez okundu
 
Görmeyen Gözlerde Osteoporoz Anlatıldı
Nevşehir Devlet Hastanesinde görevli Fizik tedavi Rehabilitasyon uzmanı Doktor Ayşe Yener Güçlü ve Veri hazırlama kontrol işlemleri Aslı Aydoğan Kapadokya FM`de “Görmeyen Gözler” programına katıldı.
KAPADOKYA NEVŞEHİR Haberi
Görmeyen Gözlerde Osteoporoz Anlatıldı

Ömer Kavak tarafından hazırlanan ve canlı olarak yayınlanan programa, katılan Uzm. Dr. Ayşe Yener Güçlü, Osteoporoz hakkında Radyo başında bulunan dinleyicilere bilgiler aktarırken, gazetemiz tarafından sorulan soruları da cevaplandırdı. Uzm. Dr. Ayşe Yener Güçlü, “Osteoporoz kelimesi Latince de kemik anlamına gelen “Os” ve Yunanca da delik anlamına gelen “Poroz” ikilisinden oluşur.

 

Halk arasında Kemik Erimesi olarak da bilinen Osteoporoz genel tanımıyla kemiklerin kendi içlerindeki mineralleri(özellikle kalsiyum) kaybederek zayıf, güçsüz ve kırılgan bir yapı alması durumudur. Dünyada kemik erimesi oranı kadınlarda erkeklere oranla daha fazla görülür. Öyleki bu oran %80’ lere kadar çıkabilir. Bu durumun görülmesinin başlıca nedenlerini en genel tabiriyle şu şekilde  sıralanabilir; Kemik gelişimi sırasında erkeklerde olan  kemik kütlesi oranının kadınlara göre daha fazla olması, kadınların erkeklere göre daha uzun süre yaşamaları, erkeklik hormonu olarakta bilinen testosteronun kemikler üzerindeki koruyuculuk etkisi, menapoz döneminde kemik yıkımının artması (Erkeklerde bu döneme eşdeğer bir dönem yoktur).

Osteoporoz` un belirtileri nelerdir? Osteoporozun en önemli belirtisi kırıklardır. Halk arasında osteoporozla ilgili yanlış bilinen şey, osteporozun ağrıya neden olabileceğidir. Kırık olmadığı sürece osteporoza bağlı ağrı oldukça nadir görülür. Bel ve sırt ağrısıgibi, Omurga üzerinde ortaya çıkan kırık sonucu; boy kısalır, duruş bozukluğu ve kamburluk ortaya çıkar. Kamburlaşma sonucunda kemikler, karın boşluğu ve göğüse baskı yapar. Buradaki organlar olumsuz etkilenirken hastanın vücut imajı bozulur. Bu da psikolojik sorunların ortaya çıkmasına, osteoporoz hastasının toplumdan uzaklaşmasına neden olur.

Hastalığın tanısı nasıl konuluyor? Osteoporozun tanısındaki ve tedavinin takibindeki altın standardın, kemik mineral yoğunluğu ölçümü. Bunun yanı sıra kırık olup olmadığını anlamak için hastaların sırt ve bel filmlerini rutin olarak isteniyor. Ayrıca osteoporoza neden olabilecek diğer hastalıkların varlığını sorgulamak açısından kan ve idrar tahlilleri yaptırılıyor.  

Osteoporoz nasıl tedavi ediliyor? Osteoporozun tedavisinde geçmiş yıllarda akıllara ilk olarak hormon tedavisi gelirdi. Ancak son yıllarda bu tedavi yöntemi pek önerilmiyor. Hormon tedavisinin sadece terleme, ateş basması, uykusuzluk, sinirlilik gibi menopozun diğer etkilerinin yoğun olarak yaşandığı zaman kullanılması gerekiyor. Onun dışında sadece osteporoz tedavisinde hormonun yeri yok. Osteoporoz tedavisinde amaç; kırıkların önlenmesi, kemik mineral yoğunluğunun korunması ve hatta arttırılması, kırığa ve duruş bozukluğuna bağlı şikayetlerle mücadele ve günlük aktivitelerin maksimuma çıkarılarak yaşam kalitesinin artırılması olmalı.

Onun yerine bifosfonatlar, stronsiyum gibi elementler, selektif östrojen reseptör modülatörleri yani SERM`ler, kalsitonin, parathormon, bitkisel kaynaklı östrojen ihtiva eden ilaçlar tercih ediliyor. Tedavide mutlaka kemiğin yapı taşı olan kalsiyumun ve kalsiyumun emilimini artırmak için D vitamininin yer alması gerekli. Osteoporoz yanlızca ilaç kullanarak giderilebilecek bir hastalık değildir, yaşam biçiminde ciddi değişiklikler gerektirir.

Bunların başında; egzersiz, fiziksel aktivite, spor yapılmalı, yeterli dengeli ve hastalığa uygun beslenilmeli(Özellikle Kalsiyum açısından zengin besinler), D vitamini alımına özen gösterilmeli ve eğer gerekirse ilaçlarla takviye edilmeli, gün ışığında 15-20 dakika kalınmalı, bireyin düşmelerini engellemesi için tedbirler alınmalı. Bahsettiğimiz tedavi yöntemlerinin bazı durumlarda uzun süre devam ettirilmeleri gerekir. Bu yüzden tedavi süresince sabırlı olunmalı ve uygulanan tedavinin sonuçları beklenmelidir.”

Risk Faktörleri Nelerdir? Kemik tıpkı arı peteğine benzer bir yapıya sahiptir ve başta kalsiyum olmak üzere birçok minerali depolama özelliğine vardır. Yediğimiz yiyeceklerden aldığımız kalsiyum belli bir yaş aralığına kadar (20-25 yaş) kemikleri güçlendirme özelliğine sahiptir. Ancak bu yaştan sonra kemik yapımı kemik yıkımından az olduğu için kemikler güçsüzleşmeye başlar.30’lu yaşlarda kemik kütlesi “Tepe Kemik Kütlesi” denen en yüksek değerini alır. Bu yaşlarda ulaştığımız Tepe Kemik Kütlesi ve yaşlanınca başlayan kemik kaybının hızı bireyin Kemik Erime riskini belirler.

Bu veriler  kimin bu hastalığa yakalanacağını gösterir, ancak hastalığa yakalanma riski şu durumlarda artış gösterir; sigara ve alkol tüketimi, ailede kemik arimesi geçirmiş hastanın bulunması (özellikle annede kalça kırığı), eklem rahatsızlıkları (özellikle iltihaplı eklem romatizması), kalsiyum ve D vitamini eksikliği, erkeklerde  testosteron seviyesinde düşüklük, hormonal hastalıklar (Paratiroid ve Tiroid hormonları), astım hastalığının bulunması, bunama ve egzersiz ve spor alışkanlığının olmaması. Bahsettiğimiz bu faktörlerden biri yada daha fazlası bireyde bulunuyorsa kemik erimesi hastalığına yakalanma riski fazladır.

Kaynak: (A.G.) - www.avanosgazetesi.com Editör: Avanos Gazetesi
Etiketler: Görmeyen, Gözlerde, Osteoporoz, Anlatıldı,
Haber Yazılımı